Romatoid Artrit’te Biorezonans desteği


Biorezonans terapileri uyguladığımız, hastaları rahatlatan bir başka alan da romatoid artrittir.

Artrit, eklem iltihabı demektir. Romatoid artrit ise, el/ayak eklemleri, el bileği gibi  küçük eklemlerin ve dirseklerde kronik seyreden, buralarda hasar yaratan iltihabi eklem hastalığıdır.

Etkilenen eklemler, el ve ayak parmaklarının küçük eklemleri, el ve ayak bilekleri, diz ve dirsekler, kalça, omuz ve boyundur. Kalça ekleminde, bel ve sırt omurgalarında, el ve ayağın en ucunda yer alan eklemlerde romatoid artrit görülmez.

Bir çok başka organ ve sistemi de tutabilen bu hastalık sakatlıklara neden olabilmektedir. Yaygın bir hastalıktır. Her yaşta gelişebilir. Çoğunlukla 40-60 yaşlarında başlar. Kadınlarda erkeklerden üç kat daha fazla rastlanır.

Romatoid artrit, bağışıklık sistemindeki bir sapkınlığın sonucu gelişmektedir. Eklem ve çevresinde gelişen iltihap, zamanla eklemdeki kıkırdak, kemik ve bağlarda hasara neden olur.

Eklem ağrısını oluşturan, tendonların iltihabı, eklem zarının iltihabı, eklem aralığının daralması ve aşınmaları, eklemin stabilizasyon bozukluğu, ekleme yakın yerleşimli nodüllerdir.

Romatoid artritin belirtileri; eklemlerde ağrı, şişlik, eklem üzerinde sıcaklık artışı ve harekette kısıtlılık, sabahları veya istirahatle o eklemlerde en az bir saat süren tutukluk hisi, halsizlik, hafif ateş ve kilo kaybı, anemi ve yorgunluktur.

Dirsek, el üstü veya vücudun farklı bölgelerinde ağrısız yumrular (nodüller) olabilir. Tendon iltihabı olabilir. Çünkü, eklem yüzeyi gibi tendonlar da sinovyum denilen zarla kaplıdır. Tendonlar arasında seyreden sinirler, iltihabi doku nedeniyle sıkıştığında hastalanır.

Romatoid artrit, el bileği eklemini tuttuğunda, elin ilk üç parmağında ve 4. parmağın iç yüzeyinde uyuşma ve karıncalanma olur. Dirsek eklemindeki artritlerde ise 5. parmak ve 4. parmak dış yüzeyinde uyuşma ve karıncalanma olur. Ayak bileği eklemi tutulduğunda ise ayak bileği iç kısmından ayak parmaklarına doğru uyuşma ve karıncalanmalar gelişebilir.

Genellikle haftalar, bazen aylar içinde özellikle el, bazen ayak küçük eklemleri, el bileğinde ağrı, şişlik ve sabahları bir saatten uzun süren katılık yakınmalarıyla hastalık başlar. Önceleri bu bir süre olup geçerken sonra devamlı hal almaya başlar. Diz, dirsek, omuz, ayak bileği gibi büyük eklemlerde de benzer yakınmalar oluşabilir.



Ağrı dışında kas ağrıları, halsizlik, yorgunluk, anemi, kilo kaybı ve bazen hafif de olsa ateş yakınmaları olur.

Romatoid artrit kronik bir hastalıktır. Uzun yıllar sürer. Alevlenme ve sakinleme evreleriyle seyreder. Alevlenmenin bilinen bir nedeni olmamakla birlikte, mevsim dönümleri, stres ve çeşitli enfeksiyonlar tetikleyeci olabilmektedir.

Tedavi edilmediğinde, iltihaba bağlı önce kıkırdak sonra altındaki kemikte hasar gelişir. Bu hasarın gelişme süresi ve şiddeti kişiden kişiye farklılık gösterir. Eklemde hareket kısıtlılığı getiren sakatlıklar oluşur. Özellikle el eklemlerinde tutma, kavrama gibi hareketler gerçekleştirilemez. Bu sakatlıklar genellikle hastalığın ilk iki yılında geliştiğinden; hastalığın erken dönemde tanınması ve kontrol altına alınması çok önemlidir.

Romatoid artrit hastalığının tedavisi biorezonans terapileri ile desteklemenin amacı:
eklem hasarlarını önlemek için mümkün olduğunca hastalık aktivitesini azaltmak,
eklemlerdeki ağrı ve tutukluğu azaltmak,
hastalığın diğer semptomlarını tedavi etmek,
ağrı ve inflamasyonu azaltmaktır.


Hastayı mümkün olduğunca aktif tutmak gerekir. Düzenli egzersizlerle hem eklem açıklığının korunması, hem de kas gücü korunmalıdır. Yüzme iyi bir egzersizdir. Fizyoterapistin önereceği özel egzersizler çok faydalıdır.

Romatizmanın biorezonans ile tedavisi


Kronik bir hastalık olan romatizmanın tedavisinde biorezonans terapilerinin hastayı rahatlatmak, yaşam konforunu artırmak ve iyileşmeyi hızlandırmak anlamında büyük yararları vardır.

Eski Yunan kökenli olan romatizma kelimesi, eklemlerde kötü özellikli iltihaplı sıvı birikmesi anlamına gelmektedir.

Hemen hemen her yaşta görülebilen ve vücudun savunma mekanizmasında çeşitli bozukluklara yol açabilen romatizmanın birçok tipinde hastalığın nedeni belli değildir.

Çoğu romatizmal hastalıkta genetik yapının önemli olduğunu söyleyebiliriz. Bazı genler romatizmaya yatkınlık yaratabilmektedir. Genetik yatkınlığı olan kişilerde çevresel koşullar, çeşitli enfeksiyon etkenleri ve bilemediğimiz bazı durumlar romatizmal hastalıkların ortaya çıkmasını kolaylaştırmaktadır.

Eklemlerin aşırı ve yanlış kullanılması, özellikle eklemlerin tekrarlayan stres altında kullanılması bursit (eklem çevresi yumuşak doku iltihabı), tendinit (kiriş iltihabı), karpal tünel sendromu (sinir sıkışması) gibi romatizmal hastalıklara neden olabilir.

Romatolojik hastalıkların ortaya çıkmasına neden olan etkenler ve risk faktörleri hakkında çalışmalar sürmektedir. Örneğin osteoartrit’te (halk arasında kireçlenme olarak bilinir) kalıtımsal kıkırdak zayıflığı ya da eklem üzerinde aşırı, tekrarlayıcı travmaların rol oynadığı belirlenmiştir. Sistemik Lupus Eritematozus (SLE, Lupus), romatoid artrit (RA) ve skleroderma’da kalıtımsal faktörlerin belirleyici rol oynadığı ve çevresel faktörlerin de bunların ortaya çıkmasını kolaylaştırdığı tespit edilmiştir.

Lupus, romatoid artrit, skleroderma ve yumuşak doku romatizması (fibromiyalji) kadınlarda daha sık görülmektedir.

Kas güçsüzlüğü ve ağrısı, sırt ve bel ağrısı, ciltte döküntüler, tırnak değişiklikleri, deri sertliği, gözyaşı azalması, ağız kuruluğu, gözlerde kızarıklık, görmede ani azalma ve kayıp, uzun süreli yüksek ateş, parmaklarda renk solması, nefes darlığı, kuru öksürük, kanlı balgam, sindirim sistemi şikayetleri, böbrek fonksiyonlarında azalma, felç, bilinç değişiklikleri, kalp ve damarlarda pıhtı oluşumu, nabız kaybı gibi çok çeşitli belirtileri bulunan ve organ tutulmalarına neden olan romatizmal hastalıkların tedavisi, günümüz koşullarında artık mümkündür. Sürekli doktor kontrolü gerektirir.


Eklem ve omurga romatizması yaşan kişilerde eklemlerde ağrı, şişlik, hareket kısıtlılığı, sabahları eklemlerde sertlik olması, daha sonra yavaş yavaş gevşemesi, el parmaklarında soğukta beyazlaşma, sararıp solma, cilt altında bezeler, cildin güneşe aşırı duyarlılığı ve güneş yaraları,  ellerde veya vücudun herhangi bir yerinde deride sertlik, güçsüzlük, merdiven inip çıkamama, oturup kalkamama,  özellikle sabahları daha belirgin bel ağrısı ve tutukluk hali, kas ağrıları, gözlerde iltihaplanma sıklıkla görülen şikayetlerdir.

Bozulmuş kıkırdak yapısı, kemiklerin birbirine uyumsuzluğu,  kemik hareketinde bozukluk, diğer romatizma tipleri ve şişmanlık, eklem hasarı ve yaralanmalarına neden olur.
  
İltihaplı romatizma, mikropların neden olduğu, bağışıklık sisteminin bozulması ve ürik asit gibi maddelerin yaptığı hasar sonucu oluşur. Genellikle çok sancılıdır. Hemen hemen tüm organlarda kendisini gösterebilir. Sadece yaşlılara özgü bir hastalık değildir. Bebeklerde bile görülebilir.

Ellerde ve ayaklarda şişme, his kaybı, iştah kaybı, şişkinlik, deri altında oluşan şişlikler, uykuda düzensizlik iltihaplı romatizmanın belirtileri arasında sayılabilir.

İltihaplı olmayan romatizma ise, eklemlerde aşınma ve incelme ile görülüp kemik çıkıntısına neden olabilir. Genellikle kaza, düşme sonucu ortaya çıkar.

Yumuşak doku romatizması, eklem romatizmaları, iç organ romatizmaları ve bunların bir arada olduğu romatizma tipleri mevcuttur.

Romatizma ağrısı hastaların en çok yakındıkları konuların başında gelir. Çoğu romatolojik hastalıkta ağrıya ek olarak eklemlerde şişlik, hareketlerde kısıtlılık ve özellikle güne başlarken eklemlerde sertlik hali söz konusudur.

Ağrıların romatizmal hastalığın göstergesi olup olmadığı hekim tarafından ayırt edilmelidir. Soğuk havalarda ve nem oranının yüksek olduğu hallerde, eklem içinde bulunan az miktardaki kayganlaştırıcı sıvının akışkanlığı ve dağılımı değişir. Bu nedenle ağrı ve sızı olması doğaldır. Bu durum sağlıklı bireylerde de görülür, kişisel duyarlılıklar önemlidir. Ancak soğuk hava romatizmaya neden olmaz ve tek başına romatizmayı düşündürmez.

Özellikle omurga romatizmaları genç erkekleri etkilerken, eklem romatizmaları doğurganlık çağındaki kadınlarda daha sık görülür. Genç erkeklerde ortaya çıkan bel ve kalça ağrıları mekanik sebeplere ve bel fıtığına yorulur, romatizma genellikle düşünülmez. Bu da çok erken yaşlarda omurga hareketlerinin kısıtlanmasına ve kişinin sakat kalmasına neden olmaktadır.

Çocukluk yaş grubuna özgü romatizma tipleri de bulunmaktadır. Eğer erken teşhis edilip tedavi edilmezse, kalıcı sakatlıklara ve gelişme geriliğine neden olabilmektedir.
            

Biorezonans, MS hastalarının yaşam kalitesini değiştirmekte, iyileşmeyi hızlandırmaktadır.


Romatizma, Ankilozan Spondilit, MS gibi otoimmün hastalıklar, vücudun bağışıklık sisteminin sağlıklı bir dokuya saldırıp onu yok etmeye çalışmasıyla meydana gelen genetic kökenli hastalıklardır.

MS (Multipl Skleroz), santral sinir sisteminin -yani beynin ve omuriliğin- inflamatuar bir hastalığıdır. Özellikle santral sinir sistemi içinde ve bu bölüm ile vücudun diğer bölümleri arasında iletişimi sağlayan sinir liflerinde oluşan beyaz madde yapılarının hastalanmasıdır.

MS’li hastalarda santral sinir sistemindeki bu beyaz maddede plak veya lezyon diye adlandırılan hasarlı alanlar görülür. Bu hasarlı alanlarda siniri çevreleyen miyelin denilen bir maddede kayıp gözlenir. MS hastalığında gelişebilecek reaksiyonlar önceden tahmin edilemez ve oldukça değişkenlik gösterir. Bu nedenle MS hastalığını tanımlayabilmek zordur. 

Sinir sisteminde etkilenen yere ve etkilenme derecesine göre, MS hastalığının tipi ve şiddeti hastadan hastaya değişebilir. MS hastalığının belirtileri ve tedavisi bu yüzden kişiye özeldir. MS’li olgularda genellikle beynin veya omuriliğin kontrol ettiği herhangi bir fonksiyonun tama varabilen değişik derecelerde kaybı gözlenir.

MS hastalığının belirtileri kişiye göre değişebilmektedir. MS’li hastalar aşağıda sıralanan problemlerin herhangi birini ataklar ve düzelmeler şeklinde veya yavaş kötüleşen seyir izleyerek yaşayabilirler:

Uyuşukluk, karıncalanma, iğnelenme,
Güç kaybı (vücudun bir tarafındaki kol ve bacakta veya her iki bacakta birden)
Spazm, kas sertliği, kramp, ağrı. 
Görme kaybı, çift görme,
İdrar kaçırma ve idrar aciliyeti,
Kabızlık,
Konuşma bozukluğu,
Yutma zorluğu,
Cinsel fonksiyon bozuklukları,
Denge kaybı, bulantı,
Yorgunluk,
Depresyon,
Kısa süreli hafıza problemleri.

MS hastalığında bağışıklık sistemindeki savunma amaçlı hücreler –bilinmeyen bir nedenden dolayı- sinir hücrelerinin çevresindeki myelin zar katmanını “yabancı” olarak algılar ve yok etmeye çalışır. Sinir sistemi bu yüzden, hastalığın düzeyine göre iz bırakabilen ya da iz bırakmadan ortadan kaybolabilen geçici bazı belirtilere neden olur.

Skleroz nedeniyle beyin ve omurilikte oluşan plaklar MS’e neden olur. Hastalığın ilerlemesi, alevlenmeler ve iyileşmeler biçimindedir. Bu döngünün sürelerini hastalığın düzeyi belirler.

Hastalığın etkilediği kişiler çoğunlukla 20-40 yaş arası erişkinlerdir. Kadınlarda görülme sıklığı erkeklere oranla iki kat fazladır. Hastalığın coğrafi dağılımı, ekvatordan kutuplara doğru genişler. Daha çok Kuzey Avrupa’da (Almanya’da yılda 130 bin) yaygındır. Dünyada yılda yaklaşık 3 milyon, Türkiye’de ise 35 bin kişiyi etkilemektedir.

Biorezonans MS gibi bağışıklık hastalıklarında tamamlayıcı, destekleyici olarak kullanılır. Sorunun ilerlemesinin önüne geçebilmektedir. Biorezonans uygulamaları hastanın yaşam kalitesini değiştirmekte, iyileşmeyi hızlandırmaktadır. Virüs, bakteri, parazit, mantar gibi patojenler, kimyasal, manyetik alan kirlilikleri ve alerjenler temizlendiğinde beden enerjisini sadece hastalıklara verebilmekte, bağışıklık sistemi böylece güçlenme olanağı bulabilmektedir.

MS hastalarında biorezonans tedavisi tahriş edici nedenleri ortadan kaldırmak ve böylece vücudun yeniden düzenlenmesini sağlamak için kullanılır. Acı hissedilmeden hastayı biorezonans cihazına bağlamak için elektrotlar kullanılır ve vücudun elektromanyetik alanları izlenir. İşlem sağlıklı ve sağlıksız salınımları alır, okur ve daha sonra bulguları biorezonans cihazına gönderir. Anormal titreşimler biorezonans cihazı tarafından ayrılır. Frekansları dönüştürülür ve elektronik olarak vücuda geri gönderilir. Aynı yöntem, elektronik ayarlardan sonra hastanın sağlıklı titreşimlerini (rezonans) vücuda geri getirmek için kullanılır. Bu süreç çok önemlidir, çünkü vücut kendi kendini düzenleyebildiğinde terapi işlevini yerine getirmiş olur.

Vücut ile zihin arasındaki karmaşık ilişkilere de dikkat edilmelidir. Bu nedenle, hastanın zihinsel durumu ile ilgili tartışmalar bütüncül bir tedavinin vazgeçilmez parçasıdır. Çoğu durumda, hastalığın başlangıcı zihinsel veya fiziksel bir zorlanma ile işaretlenir. Oldukça sıklıkla, yaşam tarzında bir değişiklik belirgin iyileşmeye ve bazı durumlarda hastalığın iyileşmesini tamamlar.

Hastalıkla ilgili bölgelerin biorezonans frekanslarıyla uyarılması hastanın yaşam enerji meridyenlerini dengeler, kendisini yeniden güçlü, neşeli, keyifli hissetmesini sağlar.

Duyarlı, mükemmeliyetçi, kaygılı ve kendini suçlu hisseden kişilerde MS tipi hastalıkların daha çok görüldüğü tespit edilmiştir. Hastalığın duygusal ve düşünsel bu tür tetikleyicilerinin tespit edilip, temizlenmesi önemlidir.

Biorezonans, hastalıkları nasıl tedavi edebiliyor?



Doğadaki tüm maddeler gibi insan organizması da yoğunlaşmış bir enerji alanıdır. Her maddenin kendi atom elektronlarının yapısından kaynaklanan özel bir elektromanyetik ışınım ve frekansı vardır. 

İnsan vücudundaki tüm yapıların da doğal olarak kendilerine özgü farklı titreşim frekansları vardır.

Aynı şey bakteriler, virüsler, parazitler ve toksinler için de geçerlidir. Onların da kendilerine özgü titreşim frekansları vardır. Mantar, toksin, allerjen ya da travma gibi nedenlerle ortaya çıkan bozuk titreşimler insan vücudunun elektromanyetik düzenleyici sistemlerinde yüklenme yaratır. Vücut bu yüklenmelerle baş edemediğinde hastalık bulguları belirir.

Biorezonans tedavisi, hastalıkları, vücuda zararlı yabancı frekansları ortadan kaldırarak metabolizmayı, vücud sistemini düzeltir ve bir çok hastalığı buy olla tedavi eder.

Vücudun düzgün işleyen  sisteminde hastalık oluşmaz. Biorezonansın vücuttaki sistemlerin üzerindeki stresi ortadan kaldırma özelliği sayesinde vücut hastalıklardan korunmuş olur. 



Biorezonans terapisinde önce vücut üzerinde baskı oluşturan etkenler  araştırılır. Saptanan ağır metal, alerji, kimyasallar (zehirli madde), enfeksiyon, parazitler, mantar enfeksiyonları, yoğun elektro manyetik alanlar ve  yaşanan bölgenin coğrafi özelliklerinin kişide yarattığı olumsuz etkiler bertaraf edilir. Baskılayıcı ve zarar verici bu maddelerin ve etkenlerin frekanslarını ortadan kaldırarak tedavi uygular. Böylece enerji akış yolları temizlenir. Sistemin düzgün işlemesi sağlanır. Oluşmakta olan hastalık ortadan kaldırılır, başka yöntemlerle iyileştirilememiş hastalıklar kendiliğinden ortadan kalkar.

Biorezonans tedavisi her hastalık için başka bir frekans üzerinde çalışır. Kronik ve akut alerjiler (egzama, saman nezlesi, alerjik bronşit, alerjik astım, alerjik konjüktivit, kontakt dermatit, alerjik cilt lezyonları, ürtiker) konusunda biorezonansın başarı oranları oldukça yüksektir.



Biorezonans testi, bilinen alerjiler kadar gizli alerjileri de ortaya çıkarmakta ve tedavi edebilmektedir. İyileştirilememiş kronik bazı hastalıkların asıl nedeninin “saptanamamış bir alerji” öldüğünü ortaya çıkarması da biorezonansın en mutlu edici özelliklerinden biridir. Biorezonans ağrıya yol açan problemin iyileşmesini hızlandırır. Baş ağrıları ve migren, ağrılı eklem hastalıkları, kireçlenmeler, bel ve boyun fıtığı/kireçlenmeleri gibi ağrılı omurga sorunları, spor yaralanmaları ve burkulmaları, ağrılı adet, ağrılı romatizmal hastalıklar, ameliyatlar sonrasında geçmeyen ağrılar ve nedeni anlaşılamamış ağrılar biorezonans terapileri ile iyileştirilebilmektedir. 

Vücuttaki ağrı bölgesinden algılanan frekanslar normalden farklı olduğu için biorezonans yöntemiyle bu frekansların temizlenmesi ağrıyı ortadan kaldırmaktadır. Travmaya bağlı ağrılarda biorezonansın etkisi çarpıcıdır. Kronik ağrılarda ise ağrının geçirilmesi sistemin bir bütün olarak ele alınmasını ve sistemin üzerindeki yükün temizlenmesini gerektirir. Sonuçlar bünyenin ne kadar etkilenmiş olduğuna göre değişir. Biorezonansın çocuklar üzerindeki etkisi her zaman daha güçlü olmuştur.

Kronik hastalıkların tedavisinde detoksifikasyonla birlikte lenf sisteminin ve karaciğerin uyarılması genel kuraldır. Biorezonans karaciğeri uyararak toksinlerin atılımını,  böbrek ve lenfleri uyararak böbreklerin ve lenf sisteminin temizlenmesini sağlar.


Bağışıklığın güçlendirilmesi,  genel sağlık durumunun iyileştirilmesi ve detoks için biorezonans terapisi alan bilinçli hasta sayısındaki artış, “biorezonansın geleceğin tıbbi olduğu” savını kuvvetlendirmektedir.