Biorezonans terapilerinde Bach Çiçekleri kullanılıyor



Biorezonans tıbbı, kişinin enerjetik-elektromanyetik durumunun hem ruhsal durumu hem fiziksel bedeni hem de zihinsel dengeyi etkilemesinden yola çıkar. 

Bach Çiçekleri kürleri bu nedenle Biorezonans tedavi programlarına eklenmiştir.

Kişiye özel geliştirilen Biorezonans tedavilerinin programlanabilmesi için hastayla yapılan ön görüşme sırasında kendisine verilen formdaki soruları yanıtlaması istenir. 

Biorezonans terapisini uygulayan doktorun uygun bulduğu Bach Çiçekleri kürü Biorezonans terapilerine eklenir. Seans bitiminde de hastaya özel hazırlanmış Bach Çiçekleri karışımı günlük kullanım için kendisine verilir.


Biorezonans terapilerinde Bach Çiçeklerinin frekanslarının hastaya nakli Bicom Biorezonans cihazı ile vasıtasıyla sağlanmaktadır. En büyük kolaylığı ve faydası “bütüncül” tedavi uygulamaya elverişli olmasıdır. Hastaların sürdürülen diğer biorezonans terapilerine eklemlenebilmektedir.


75 yılı aşkın bir süredir Avrupa'da, özellikle İngiltere'de yaygın olarak kullanılmakta olan "Bach Çiçekleri" kürleri, korku ve endişeleri gidermek, stres ve kederi azaltmak, cesaret edilemeyen ilişkileri geliştirmek için çok güçlü, ancak hassas bir iyileştirme yöntemidir.

Biorezonans'ın nörolojik rahatsızlıkların tedavisindeki rolü


Biorezonans terapisi, sağlıklı yaşam için doğal yaklaşımları tercih eden kişilere nörolojik durum veya hastalığı yönetme seçeneği sunar. Biorezonans, hücresel düzeyde çalışır. Biorezonans cihazı, hücrelere sağlıklı frekanslar gönderir, böylece farklı hücreler ve sinir yolları arasındaki iletişimi geliştirir.

Bioteknolojinin nörolojik hastalıkların tedavisindeki yerini tartışan doktorlar aynı noktada birleşiyorlar. Üzerinde çalıştıkları parezi, nevralji, kas fibrilasyonu, huzursuz bacak, multipl skleroz, sefalaji gibi vaka incelemeleri, bu tip hastalıkların enfeksiyonlar ve toksinler dahil olmak üzere birçok faktörden kaynaklandığını ortaya koymuştur.


Biorezonans terapilerinin Romatoid Artrit’e desteği büyük..

Artrit, eklem iltihabı demektir. Romatoid artrit ise, el/ayak eklemleri, el bileği gibi  küçük eklemlerin ve dirseklerde kronik seyreden, buralarda hasar yaratan iltihabi eklem hastalığıdır.

Biorezonans terapilerinin hastaları rahatlattığı bir başka alan da romatoid artrittir. Romatoid artrit hastalığının tedavisinin biorezonans terapileri ile desteklenmesinin amacı,  eklem hasarlarını önlemek için mümkün olduğunca hastalık aktivitesini azaltmak, eklemlerdeki ağrı ve tutukluğu azaltmak, hastalığın diğer semptomlarını tedavi etmek, ağrı ve inflamasyonu azaltmaktır.

Etkilenen eklemler, el ve ayak parmaklarının küçük eklemleri, el ve ayak bilekleri, diz ve dirsekler, kalça, omuz ve boyundur. Kalça ekleminde, bel ve sırt omurgalarında, el ve ayağın en ucunda yer alan eklemlerde romatoid artrit görülmez.

Biorezonans ile romatizma tedavisi


Biorezonans terapilerinin kronik bir hastalık olan romatizmanın tedavisinde  hastayı rahatlatmak, yaşam konforunu artırmak ve iyileşmeyi hızlandırmak anlamında büyük yararları vardır.

Biorezonans’ın romatizmal hastalıklarda tamamlayıcı, destekleyici olarak kullanılması ile sorunun ilerlemesinin önüne geçilebilmektedir. 

Bunun için; virüs, bakteri, parazit, mantar gibi patojenlerin, kimyasalların ve manyetik alan kirliliklerinin, allerjenlerin tespit edilip temizlenmesiyle, bu tip sorunlarla uğraşan beden, enerjisini sadece romatizmal rahatsızlıklara verebiliyor. Böylelikle bağışıklık sistemi güçleniyor.

Biorezonans terapilerinde romatizmadan etkilenmiş 
bölgeler biorezonans frekanslarıyla uyarılır. Kişinin yaşam enerji meridyenleri dengelenerek kendisini yeniden güçlü, neşeli, keyifli hissetmesi sağlanır.

Eski Yunan kökenli olan romatizma kelimesi, eklemlerde kötü özellikli iltihaplı sıvı birikmesi anlamına gelmektedir.

Biorezonans, MS hastalarının yaşam kalitesini değiştirmekte, iyileşmeyi hızlandırmaktadır.




Romatizma, Ankilozan Spondilit, MS gibi otoimmün hastalıklar, vücudun bağışıklık sisteminin sağlıklı bir dokuya saldırıp onu yok etmeye çalışmasıyla meydana gelen genetic kökenli hastalıklardır.

MS (Multipl Skleroz), santral sinir sisteminin -yani beynin ve omuriliğin- inflamatuar bir hastalığıdır. Özellikle santral sinir sistemi içinde ve bu bölüm ile vücudun diğer bölümleri arasında iletişimi sağlayan sinir liflerinde oluşan beyaz madde yapılarının hastalanmasıdır.

MS’li hastalarda santral sinir sistemindeki bu beyaz maddede plak veya lezyon diye adlandırılan hasarlı alanlar görülür. Bu hasarlı alanlarda siniri çevreleyen miyelin denilen bir maddede kayıp gözlenir. MS hastalığında gelişebilecek reaksiyonlar önceden tahmin edilemez ve oldukça değişkenlik gösterir. Bu nedenle MS hastalığını tanımlayabilmek zordur. 

Biorezonans, hastalıkları nasıl tedavi edebiliyor?




Doğadaki tüm maddeler gibi insan organizması da yoğunlaşmış bir enerji alanıdır. Her maddenin kendi atom elektronlarının yapısından kaynaklanan özel bir elektromanyetik ışınım ve frekansı vardır. 

İnsan vücudundaki tüm yapıların da doğal olarak kendilerine özgü farklı titreşim frekansları vardır.

Aynı şey bakteriler, virüsler, parazitler ve toksinler için de geçerlidir. Onların da kendilerine özgü titreşim frekansları vardır. Mantar, toksin, allerjen ya da travma gibi nedenlerle ortaya çıkan bozuk titreşimler insan vücudunun elektromanyetik düzenleyici sistemlerinde yüklenme yaratır. Vücut bu yüklenmelerle baş edemediğinde hastalık bulguları belirir.

Biorezonans.. alerjilerle başa çıkmanın yolu


Biorezonans tedavisinin en başarılı olduğu hastalık grubunun alerjiler olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Alerjen maddelerden kaçınmak ve belirtilerini bastıran ilaçlar almak.. Bugüne kadar giderek yaygınlaşan alerjik hastalıklar için sadece bunlar önerilebiliyordu.. Bugün Biorezonans terapileri ile artık daha hızlı ve daha etkili sonuçlar alınıyor.

Kortizon ve antihistaminik ilaçlar, belirtilere sebep olan maddeye karşı vücudun verdiği alerjik tepkileri ancak kullanıldığı süre boyunca kısmen ortadan kaldırabiliyor, üstelik yan etkileri can sıkıyor..

Spesifik bağışıklık tedavisi ise çok zaman alıyor, maliyeti yüksek, her zaman başarılı da olamıyor. Yan etkilerinin çok olması yüzünden sınırlı sayıda hastaya uygulanabiliyor.

Biorezonans tedavisi özel bir alerji testiyle başlar. Hastanın kan örneğinde virüs, bakteri, parazit, ağır kimyasalar, ağır metaller, gıda katkıları, çevre toksinleri, kanser hücreleri ve alerjenlerin de dahil olduğu 6400 maddenin taraması yapılır. Bu rutin bir taramadır.


Kişiye dokunduğu düşünülen her maddeyi saptayabilen biorezonans kan testi ile hastanın alerjileri tespit edilir. Tedavi önceliği planlanır. Her bir alerjen cevap tedavisi ile genel alerji eğilimi (tedaviye engel olan blokajlar, ışınsal yükler, ağır metaller, kimyasallar, bakteri, virüs ve mantar enfeksiyonlarının tanı ve tedavisi) terapilerinden oluşan kişiye özel tedavi planı oluşturulur.

Genellikle haftada bir kez yaklaşık bir saat süren biorezonans tedavisi sayesinde vücuttaki patolojik alerjen frekansı sıfırlanır ve yerine güçlendirilmiş normal sağlıklı frekans verilir. Ara testler yapılarak iyileşme takip edilir. Alerjen madde sayısına göre 12-14 hafta içinde tedavi sonlanır. Vücut artık alerji yapan maddeyi “normal” olarak algıladığından hastalık tablosu ortadan kalkar. Hasta alerjenle karşılaştığında tepki vermez ve eskiden görülen belirtilerin hiçbiri gerçekleşmez.

Biorezonans metodu ile alerjik cilt lezyonları, alerjik rinit, alerjik astım, gıda maddesi alerjileri, alerjik mide bağırsak hastalıkları gibi birçok hastalığın tedavisinde büyük başarı oranları kaydedilmektedir. Zaman içinde edinilen tecrübeler ile alerjik reaksiyonların bilinen alerji bulguları dışında konsantrasyon bozukluğu, kronik yorgunluk, kolit, sistit, migren, depresyon, hiperaktivite, fibromiyalji gibi daha bir çok hastalığa da zemin hazırladığı görülmüştür.

Alerjiler etkin bir şekilde biorezonansla tedavi edildikten sonra bu hastalıklarda da büyük oranda düzelme kaydedilmektedir.

Alerjik kontakt dermatit rahatsızlığında, sabun, nikel, kobalt, parfüm, plastik, sentetik kumaş gibi alerjenlerle temas eden ciltte tipik döküntüler ortaya çıkar. Biorezonans tedavisi öncesinde yapılan kan tetkikleri sayesinde alerjiye sebep olan maddeleri başarılı bir şekilde doğru saptanır. Tedavi başarı oranları bu nedenle de çok yüksektir.

Çeşitli iç ve dış faktörlere derinin iltihaplı cevabı olarak ortaya çıkan egzama, en yaygın cilt hastalıklarından biridir. Sebepleri ve kesin tedavisi ile ilgili tıp dünyasının net cevaplayamadığı bir rahatsızlıktır. En yaygın türü “atopik dermatit” olarak da bilinen “alerjik egzama”dır. Biorezonans egzama hastalığını da etkin bir şekilde tedavi edebilmektedir. Egzamanın oluşumuna sebep olan faktörler tespit edilir ve yüksek başarı oranlarıyla giderilir.


Solunum yolları akut ve kronik hastalıkları, hafif burun kaşıntısından saman nezlesi, sinüzit, astım ve bronşite kadar uzanan geniş bir hastalık grubunu içerir. Klasik alerji testleri temel alerjenlerin araştırılmasıyla sınırlı kalırken, biorezonans test yöntemiyle alerjen maddeler çok geniş skalada taranıp saptanabilmektedir. Solunum yolları akut ve kronik hastalık şikâyetlerine neden olan kronik toksin yükleri, barsak ve diğer organ bozuklukları, elektromanyetik hassasiyeti gibi tedavi blokajları da ortadan kaldırılır. Bu hastalıklar biorezonans terapileri ile etkin bir şekilde tedavi edilir. Özellikle çocuklarda ve kısa süre önce şikâyetleri başlamış hastalarda başarı oranları daha yüksektir.

Hayvan tüyü/kılı alerjisinin başarılı olarak tedavi edilmesi evinde kedi, köpek besleyemeyen alerjik hayvanseverler için sevindiricidir. Terapi bilgisi ve alerjiyi tetikleyen bilginin doğru örtüşmesi tedavinin başarısını artırmaktadır. Bu yüzden bu alerjilerin tedavisine başlamadan önce hastanın evinde ya da komşusunda beslenen hayvanların tüyü istenir. Çünkü her hayvan cinsi ve ırkı dahi alerji tipini değiştirebilmektedir. Alerjisiz yaşamak biorezonans ile mucize olmaktan çıkmıştır. Kişiye özel planlanan tedavi sonrası hayvanlarla temas halinde ortaya çıkan bulgular tamamen ortadan kalkar.


Üst solunum yollarını etkileyen polen alerjisi alt solunum yolu hastalıklarına da zemin hazırlayabilmektedir. Gözde kaşıntı, hapşırma gibi bulgulardan astım atağına kadar geniş bir bulgu skalası vardır. Hastalarda polen alerjisinin yanısıra, atık gazlar, hava partikülleri ve haşere ilaçları ile kirlenmiş polenlere de alerji saptanabilmektedir. Bu da alerjenin sürekli şekil değiştirmesi anlamına gelmektedir. Polen alerjisinin tedavi zorluğu bu yüzdendir.

Biorezonans tedavisi ile polen alerjisi tamamen geçebileceği gibi her yıl polenlerin yoğun olduğu mevsimlerde kısa süreli hatırlatıcı tedavilere de ihtiyaç duyan hastalar olmaktadır.


İnek sütü, buğday, şeker ve yumurta alerjileri başta olmak üzere, gıda alerjilerinde bütün majör ve minör alerjenler biorezonans ile başarıyla tedavi edilebilmektedir. Özellikle çocuklarda gelişim geriliğine sebep olabilen alerjilerin tedavisi çocuğun fiziksel ve mental gelişimine katkıda bulunmaktadır. Yuvada ve okulda beslenmelerindeki sıkıntıların ortadan kalkmasını sağlamaktadır. Majör alerjenler tedavi edilirken hasta, kısa süreli olarak bu maddelerin perhizine sokulur. Biorezonans tedavisi bittiğinde ve ara testlerle alerjenin etkisinin bittiği tespit edildiğinde perhiz bozulur. Artık bu maddelerin tüketilmesiyle alerjik reaksiyon gözlenmez.

Neyin alerjiye sebep olduğunun bilinmediği alerjik bünye durumlarında biorezonans cihazı ile yapılan özel kan testi yüksek güvenilirlikle alerjenleri tespit edebilmekte ve hastayı bilmediği alerjilerinden kurtarabilmektedir.

Biorezonansla yapılan alerji tedavisinin hiçbir yan etkisi yoktur. Bebekler, çocuklar ve erişkinlerde güvenle kullanılabilinir.

Biorezonans ile hidatik kistin tedavisi mümkün!


Kist hidatik, “içi su dolu kese” anlamına gelmektedir. Genellikle akciğer ve karaciğere yerleşen kist hidatik “Echinococcus granulosus” grubundan parazitlerin yol açtığı bir oluşumdur. Hayvanlardan insanlara geçer.

Halk arasında köpek kisti olarak bilinen “karaciğer kist hidatiği”, hayvandan insana geçen ciddi bir hastalıktır. Sarılığa veya ölümcül alerjik reaksiyonlara neden olabilir.

Hastalığa neden olan parazit, kurt, çakal, köpek gibi hayvanların bağırsaklarında yaşar. Parazitin yumurtası bu hayvanların dışkısı ile dışarıya atılır. Küçükbaş ve büyükbaş hayvanlar parazit yumurtalarının bulaşmış olduğu ot, su gibi gıdaları yediklerinde parazit yumurtaları bağırsaklarına geçer.  Burada açığa çıkan kurtçuklar kan dolaşımına karışarak vücudun değişik yerlerine, en sık da karaciğere yerleşir. Giderek büyüyen kistler meydana getirir.

İçinde binlerce parazit oluşturacak kurtçukların bulunduğu kistler içeren organlar kurt, çakal ve köpek gibi hayvanlar tarafından yendiğinde parazitler bu hayvanların da bağırsağına geçerler. Burada gelişerek erişkin parazit haline gelirler. Parazitin üremesi için böylesine bir döngüye ihtiyacı vardır.

Parazit yumurtasının bulaştığı suları içen ya da gıda maddelerini yiyen insanların bağırsaklarına parazit yumurtaları geçer. Olgunlaştığında yumurtadan çıkan parazit karaciğere yerleşerek insanda da kistler oluşturabilir. Enfekte köpek dışkısının kirlettiği toprağa bulaşmış ve iyi yıkanmamış taze sebze ve meyvelerden insana bulaşması yaygındır.

Karaciğer kist hidatiği insandan insana bulaşmaz. İnsan dışkısında bulunmaz. Ancak hastalık, parazit yumurtası bulaşmış kirli gıdalardan alan  diğer aile fertlerinde de ortaya çıkabilir.

Hastalık en sık (%75-80) karaciğerde yerleşir. Daha az sıklıkla akciğer, karın içi diğer organlar ve beyinde de görülebilir. Parazitin yerleştiği organda giderek büyüyen içi basınçlı sıvı ile dolu bir kist oluşur.

Hastalık karaciğerde hasar oluşturmaz. Genellikle karaciğer dokusunu iterek kendine yer açar.  Bu arada karaciğer hücreleri fonksiyonlarına devam ederler. Karaciğer kist hidatiği hastalığının özgün bir şikayeti yoktur. Kist karaciğerde bir ya da birden fazla olabilir.


Parazit yumurtalarının bulaşma döngüsü




Küçük kistler belirti vermeden yıllarca vücutta kalabilir, genellikle şikayet nedeni olmaz. Hastalık başka nedenlerle yapılan görüntülemelerde ortaya çıkar. Daha büyük kistler ise karnın sağ tarafında ağrı ve dolgunluk hissi şikayeti yaratır. Sebebi açıklanamayan döküntülere, ürtiker benzeri alekjik reaksiyonlara neden olabilir. Ana safra yollarına bası yapıyorsa, buraya açılmışsa sarılık oluşabilir.

Kist kendi haline bırakılırsa giderek büyür ve kistin içinde bakteriler üreyerek sarılığa neden olabilir. Karaciğerdeki kistin kendi kendine patlaması ve delinmesi nadirdir. Büyük kistlere gelen yumruk, tekme, çarpma gibi ani ve şiddetli darbeler yırtılmaya neden olabilir. Kistin yırtılması durumunda kist içeriği şiddetli alerjik reaksiyonlar yaratabilir ya da kist içeriği karın boşluğuna yayılarak yaygın hastalık halini alabilir. Bu durumlarda hastalıkla mücadele güçleşir.

Hidatik kist hastalığının ilaçla tedavisi yoktur ama parazite etkili olduğu bilinen ve diğer tedavi yöntemlerine yardımcı bir ilacı mevcuttur. Hastalığın standart tedavisi cerrahidir. Son zamanlarda biorezonans ile bu hastalığın tedavisi denenmiş ve başarılı olunmuştur.


Hidatik kist hastalığının Biorezonans ile tedavisi hastalığın cihaza tanıtılması ile başlar. Daha sonra hastanın ve hastalığının yapısına uygun frekanslar saptanarak terapi uygulanır. Seans sayısı hastalığın vücuttaki geçmişine ve tahribatına bağlıdır.

Biorezonans ile siğiller tedavi edilebilir


Biorezonans terapileriyle güçlendirilen bağışıklık sistemi siğilleri tedavi edilebilmektedir.

HPV (Human Papilloma Virus) Cildin değişik bölgelerindeki benlerden ayrı değerlendirilmesi gereken siğiller HPV virüsü ile ilişkili ve kanserojen olabilecekleri ihtimali ile incelenmelidirler.

HPV virüsü, DNA tipi bir virüstür ve hücre büyümesini destekleyen proteinleri kodlar. Bu durum uygun hücrelerde akut enfeksiyonu kolaylaştırırken uygun olmayan hücreyi kansere çevirebilir.

Virüs hücre büyümesini uyarır, virüsle tetiklenen hücre sayısı artışı bazal hücre tabakasının ve stratum spinosumun kalınlaşmasına neden olur. Tıp dilinde “verruka vulgaris” olarak adlandırılan hastalık (halk arasında “siğil”), derinin üst tabakasına ve mukozalara yerleşen HPV enfeksiyonuna bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Çocuklarda ve gençlerde daha sık gözlenir. Doku bozulması görüldüğü bölgelere ve virüsün tipine göre farklılık gösterir. 150'nin üzerinde değişik tipi görülen HPV enfeksiyonunun ortadan kaldırılmasında ve kontrol altına alınmasında doğal ve hücresel bağışıklık önemlidir. HPV koruyucu bağışıklık yanıttan kaçabilir yada baskılayabilir.

HPV genotiplerinden 6 ve 11, sıklıkla genital siğillere neden olur. HPV tip 16 ve 18, bazı genital genotipleri rahim ağzında hücresel değişikliklere sebep olarak rahim ağzı kanserine yol açabilir. Rahim ağzı kanseri tanısı konmuş kadınların yaklaşık % 95 – 100’ünde HPV virüsü saptanmaktadır.

HPV, tüm dünyada en sık görülen cinsel yolla bulaşan hastalıktır. Yakın temas (deriden deriye) ya da cinsel temas (vaginal, oral, anal) yoluyla bulaşabilen genital HPV, penis veya anüs ve çevresindeki deri ve mukozalarda enfeksiyon oluşturur. Kadınların bu hastalığı yaşama oranı erkeklerden daha fazladır. Bulaştırıcılık aktif genital doku bozuklukları durumunda daha yüksektir. Genital HPV tipleri aynı zamanda ağız ve boğazda da bulunabilir.

Aslında HPV cinsel yolla bulaşan bir hastalık olarak kabul edilmesine rağmen kontamine eşyalardan, genel tuvalet, duş gibi hijyenik olmayan ortamlardan da bulaşabilir. Doğum sırasında anneden bebeğe geçebildiği de bildirilmektedir.

Çoğu kişi enfekte bir kişi ile seksüel temastan sonra yıllar geçse bile herhangi bir sağlık problemi göstermeden HPV taşıyabilir ve enfekte olduğunun veya partnerine virüs geçirdiğinin farkında olmayabilir. Aynı anda birden fazla HPV tipi ile enfekte olmak mümkündür.

El, ayak ve genital bölgede siğiller en önemli bulgudur. Bulaşma sonrası hastalığa özgü belirtiler birkaç ay, bazen de birkaç yıl sonra ortaya çıkabilir. Genital siğiller yumuşak, düz, yükseltili ya da bazen karnıbahar şeklinde et renginde görülebilir. Ağız içinde de bulunabilir. Enfekte bireyle ilişkiden haftalar ya da aylar sonra ortaya çıkabilir. Kadın genital bölgesindeki bazı HPV tipleri kansere dönüşebilir. Erkeklerde bu hastalık bulgusuz seyredebilir.

Siğil tüm deri ve mukozalarda ortaya çıkabilir. Sıklıkla ellerde, tırnak etrafında, kollarda, bacaklarda görülmekle birlikte; vücudun herhangi bir bölgesine yerleşebilirler. Görünümleri kabarık, düz veya saplı olabilir. Genellikle deri rengindedir, yüzeyi pürüzlü veya düz olabilir, dokunulduğunda kabalaşma hissi verir. Tırnak yeme alışkanlığı olanlarda tırnak etrafına yayılım bazen dilde ve ağızda da görülebilir. Özellikle ellerinde siğilleri olan annelerin çocuklarında alt temizleme esnasında bulaşma ile makat ve genital bölgede siğiller oluşabilir. 

Siğiller kişiden kişiye direkt temas ile bulaşırlar. Genital siğiller en sık cinsel temasla bulaşır. Ancak dolaylı bulaşmalar da gözlenebilir. Havuz kenarları, ortak kullanılan banyolar, hamam, kaplıcalar gibi ıslak ve sıcak ortamlardan ve ortak kullanılan havlu, bornoz, terliklerle de bulaşma görülebilir.

Ayak tabanı siğilleri, diğer siğillere göre daha kalın ve çok sayıda olabilirler ve lezyonlar birleşerek mozaik siğiller oluşturabilirler. Genellikle ayak tabanında oluşurlar.

Görünümleri tek veya çoklu, üzerlerinde küçük siyah noktalar bulunan, yüzeyi pürüzlü hemen hemen deri ile aynı seviyede kalınlaşmalar şeklindedir. Vücut ağırlığının etkisi ile deri yüzeyinden kabaramazlar ve derine doğru ilerlerler ve ağrı yaparlar. Derin yerleşimli olduklarından tedavisi diğerlerine göre daha güçtür. Ayak tabanının aşırı terlemesi, sürekli nemli ortamda bulunması tedaviyi güçleştirir.

Düz siğiller, genellikle deri renginde veya hafif kahverengimsi, üzeri düz, deriden çok hafif kabarık, zor fark edilen çok sayıda, oldukça küçük kabarıklıklar şeklindedir. Genellikle yüz ve boyun ve göğüs bölgesine yerleşirler. Genital bölgede, bazen ellerde ve bacaklarda da görülebilir. Genellikle benlerle karıştırılır ve sayıları artığında doktora başvurulur.

Kadınlarda rahim ağzı kanserlerine neden olabilirler. Ayak tabanındaki siğiller ağrı yapması, yüzeyinin kalınlaşması sebebi ile nasırlarla sıkça karışırlar. Özellikle çocuklarda nasır şüphesi varsa mutlaka çok yayılmadan hekime başvurmak gerekir. Yüzdeki düz siğiller ise güneş lekeleri ile karışabilir.

Enfeksiyonun vücuda girişi ve siğil oluşumu için kolaylaştırıcı faktörler vardır. Deri bütünlüğünün bozulması virus için giriş kapısı oluşturur (küçük yara ve kesiklerden, tırnak yeme yaralarından). Kişinin bağışıklık sisteminin bozulması (kansızlık, beslenme bozuklukları, kontrolsüz diyetler, aşırı yorgunluk, stres, düzensiz uyku), bağışıklığı baskılayan hastalık veya ilaç alımı, alerjik kişilerde, çok eşlilerde (genital siğillerde) bulaşma riski yüksektir.

Çocuklarda görülen siğiller bir yıl içinde kendiliğinden gerileyebilir. Ancak garantisi yoktur, bu süre içinde tedavisini daha güçleştirecek kadar yayılabilir de.. Üstelik çevresindekileri de enfekte edebilir. Erişkinlerde ise kendiliğinden gerileme oldukça nadirdir. Hastalığın tanısı konulduğunda tedavi edilmesi en doğru olandır. Özellikle mukozalara yerleşen tipleri (genital bölge, makat, ağız içi) kanser oluşumu için risk oluştururlar. Deride gelişen siğillerde ise çok nadir olarak görülebilir.

Siğillerin tedavisinde virüsün yerleştiği dokunun yıkımına yönelik fiziksel ve kimyasal uygulamalar yaygındır. Kimyasal solüsyonlar, elektrokoterizasyon, krioterapi (sıvı nitrojen) gibi.. Hastanın bağışıklık durumu tedavinin başarısını etkiler.

HPV virüsü ile karşılaşan bağışıklık sistemi virüse karşı yeterli cevabı oluşturamadığında bağışıklık sistemi virüsü yenememe bilgisini sistemine kodlar. Aktif virüs olmasa bile bağışıklık sistemindeki hastalık bilgisi harekete geçer ve semptomlar yeniden oluşur.

Frekans tıbbına (Biorezonans) göre hastalığı yaratan faktör, virüsün kişiye göre değişen bağışıklık sisteminde oluşturduğu farklı yüktür. Biorezonans terapilerine başlarken yapılan ilk şey, bu yükün frekansının ölçülmesidir. Virüsün bağışıklık sisteminde yarattığı hastalık bilgisi (frekans aralığı) özel proplar vasıtasıyla hasta olan bölgeye ve vücudun belirli yerlerine uygulanır. Gönderilen bu frekans tedaviyi başlatır. Bağışıklık sistemi virüsü görmeye başlar, HPV yeniden tanımlanır. Böylece bağışıklık sistemi virüsü yok etmeye başlar.

Kişinin bağışıklık sistemine göre değişmekle birlikte biorezonans tedavisi ortalama 4 - 10 seanstır. Her seans öncesi ölçüm tekrarlanır ve tedavi hastaya özel frekans aralığında uygulanır. Virüs bilgisi bağışıklık sisteminden silininceye kadar tedavi sürer. Kimyasal ilaç kullanılmaz. Biorezonans yöntemi ile HPV ve papilloma tamamen tedavi edilebilen bir hastalıktır ve tekrarlamaz.

Biorezonans ve Kanser Tedavileri




Biorezonans günümüzde kanser tedavisinde sıklıkla tamamlayıcı olarak kullanılmaktadır. 

Biorezonans terapilerinin kanser tedavisindeki en önemli rolü bağışıklık sistemini güçlendirebilmesidir. 

Kanser hastalığı bağışıklık sistemimizi zayıflatarak oluşan bir hastalık olduğu için doktorlar biorezonanstan destek tedavi olarak yararlanmaktalar. 

Kanser, vücudumuzun çeşitli bölgelerindeki hücrelerin kontrolsüz çoğalması ile oluşan 100'den fazla hastalık grubudur. Çok çeşitli kanser tipleri olmasına rağmen, hepsi anormal hücrelerin kontrol dışı çoğalması ile başlar. Tedavi edilmez ise ciddi rahatsızlıklara, hatta ölüme dahi neden olabilir. Kanser (cancer) terimi, modern tıbbın babası olarak bilinen Hippocrates (MÖ 460-370) tarafından oluşturulmuş, carcinos (ülser oluşturan) ve carcinoma (ülser oluşturmayan) tümörler için kullanılmıştır.

Bütün kanser tipleri vücudun temel yaşam ünitesi olan hücrelerimizden gelişirler.

Vücudumuzdaki sağlıklı hücreler bölünebilme yeteneğine sahiptirler. Ancak, kas ve sinir hücrelerinde bu özellik bulunmaz. Ölen hücrelerin yenilenmesi ve yaralanan dokuların onarılması amacıyla bu yeteneklerini kullanırlar. Yaşamın ilk yıllarında hücreler daha hızlı bölünürken, erişkin yaşlarda bu hız yavaşlar. Fakat hücrelerin bu yetenekleri sınırlıdır, sonsuz bölünemezler. Her hücrenin hayatı boyunca belli bir bölünebilme sayısı vardır. Sağlıklı bir hücre ne kadar bölüneceğini bilir ve gerektiğinde ölmesini de bilir. Buna apoptosis yani hücrenin programlı ölümü denir.

Normalde vücudun sağlıklı ve düzgün çalışması için hücrelerin büyümesi, bölünmesi ve daha çok hücre üretmesine gereksinim vardır. Bazen buna rağmen süreç doğru yoldan sapar, yeni hücrelere gerek olmadan hücreler bölünmeye devam eder. Bilincini kaybetmiş kanser hücreleri, kontrolsüz bölünmeye başlar ve çoğalırlar. Fazla hücrelerin kütleleri bir büyüklük veya tümör oluştururlar.

Hücrelerin merkezinde çekirdek içinde hücrenin ve organizmanın genetik bilgisinin saklandığı elektron mikroskopu ile de görüntülenebilen DNA olarak adlandırılan mikroskopik iplikçikler mevcuttur. DNA hücrenin normal fonksiyonlarını görmesi için gereklidir. Kanserli hücreler bu DNA iplikçiğindeki hasardan dolayı oluşur. Hücrenin normal yaşam siklusunda DNA hasarı olsa da hücre ya bunu onarır ya da ölür. Kanserli hücrelerde hasarlanmış DNA onarılamaz ve kontrolsüz çoğalma başlar. DNA çevresel etkenler (kimyasallar, virüsler, tütün ürünleri veya aşırı güneş ışını gibi) nedeniyle hasar görebilir.

Kanser hücreleri birikerek (çoğalarak) tümörleri oluştururlar. Tümörler iyi huylu veya kötü huylu olabilirler. İyi huylu tümörler kanser değildir. Bunlar sıklıkla( ameliyat edilerek) alınırlar ve çoğu zaman tekrarlamazlar. İyi huylu tümörlerdeki hücreler vücudun diğer taraflarına yayılmazlar. Nadiren hayatı tehdit ederler.


Kötü huylu tümörler kanserdir. Bu tümörlerdeki hücreler anormaldir, kontrolsüz ve düzensiz bölünürler. Bu tümörler normal dokuları sıkıştırabilir, içine sızabilir ya da tahrip edebilirler. Eğer kanser hücreleri oluştukları tümörden ayrılırsa, kan ya da lenf dolaşımı aracılığı ile vücudun diğer bölgelerine gidebilir. Gittikleri yerlerde tümör kolonileri oluşturur ve büyümeye devam ederler.

Kanserin bu şekilde vücudun diğer bölgelerine yayılması olayına metastaz adı verilir.

Kanser tedavileri ve  biorezonans
Biorezonans, tedavi için hücrelerin yaydığı frekans verilerini kullanır. Hücrelerin biofiziksel frekans kodları, parmak izi gibi birbirlerinden farklıdırlar. Her hücre gibi kanser hücrelerinin de farklı frekans kodları vardır.

Biorezonans tedavisinde kanser hücresi frekansları ters çevrilip tekrar hastaya verildiğinde, gidip sadece kanser hücrelerini etkiler. Tamamen hedefe yönelik bir tedavi böyle başarılır. Biorezonans cihazı ile ters çevirilip gönderilen kanser hücre frekansları vücuttaki kanser hücreleriyle buluştuğunda onları nötrleştirir. Biorezonansın hastalıklı hücrelerle mücadelesi böyle gerçekleşir.

Biorezonans tedavisi klasik tıp tedavileriyle birlikte uygulandığında yarattığı sinerji etkileyicidir.

Biorezonans terapisi gören kanser hastalarında kemoterapinin etkinliğinin arttığı, yan etkilerinin azaldığı, hastanın kemoterapi sonrasında daha rahat bir dönem geçirdiği, radyoterapinin olumsuz etkilerinin azalıp sağlıklı hücrelerin rahatladığı gözlenmiştir.

Hastalığın evresi ve hastanın psikolojisinin tedaviyi önemli ölçüde etkilediği bir gerçektir. Yüksek moral ve tedaviye erken başlayabilmek başarı şansını yükseltmektedir bilindiği gibi.. Ağrısız, acısız, yan etkisiz, konforlu, doğal bir tedavi yöntemi olan biorezonans, hastaların moralini yükseltmektedir.

Hastalık hangi aşamada ve hangi terapi şekli seçilmiş olursa olsun biorezonans terapisi uygulanmasına engel değildir. Biorezonans uygulanmakta olan kanser tedavilerini olumsuz olarak etkilemez. Aksine etkinliğini artırır. 


Biorezonans terapileri vücuda elektrotlar aracılığıyla bağlanan bir cihazla gerçekleştirilir. Hasta hücre frekansları cihaza iletilir, ardından manyetik minder aracılığıyla dengelenmiş frekans vücuda geri verilir. Hasta bu sırada çok konforlu bir  koltukta oturmakta, hiçbir şey hissetmeden isterse kitap,  gazete okuyabilmektedir. Seans süresi en fazla 1-1,5 saat kadardır.

Bir doğal tıp metodu olan biorezonans tedavisi, hastayı bütün rahatsızlıklarıyla birlikte değerlendirip bir bütün olarak ele alır. Hastalıklarının birbiriyle ilişkisi incelenir, sorgulanır, kişinin içinde bulunduğu zihinsel, ruhsal ve bedensel koşullar göz önüne alınarak tedavi programı  kişiye özgü planlanır. Biorezonans terapilerinin süresi de hastaya ve hastalığa göre belirlenir. Tedavi bittikten sonra üç ayda bir kontroller yapılarak  hastalar takip edilir.


Biorezonans tedavisini sadece tıp doktorları ve tıp doktorlarının gözetimindeki terapistler uygulayabilmektedir.